AdSense

Anasayfa Derviş YUSUF

DERVİŞ YUSUF


Derviş Yusuf Seyit Ali Dedenin üçüncü oğludur. 1894 yılında Tozlucada doğan ozan 1968 yılında Erzurumun Hınıs kazasına bağlı Abdalan köyünde hakka yürümüştür. Halk edebiyatı konusunda araştırmalar yapan birçok edebiyatçının henüz keşif edemediği bu büyük ozan yakın çevresi ve talipleri arasında çok iyi bilinmekte sevilmektedir.

Halk ve Tekke ozanı olmanın yanı sıra birikimli bir Alevi kızılbaş inancınında ruhani önderidir. Modern giyim tarzıyla çağdaş ve ilerici görüşleri ile rasyonel duruşu ile hafızalarda silinmez izler bırakmıştır. Şiirlerinde daha çok Alevi-Kızılbaş inancının öğretisinden hareket etmekle birlikte nüktedanlığı ilede diğer Alevi ruhani önderleden çok öne çıkmıştır.

Davut Sulari’den Mahzuni Şerife kadar bir çok ozan tarafından da bilinen tanınan ve içselleştirilrn bir ozandır. Derviş Yusuf ile ilgili ilk yazı 1986 yılında Torunu olan Ezeli Doğanay tarafından Halk Ozanı adlı bir dergide çıkmıştır. Yaşam öyküsünün yanı sıra iki tanede şiirine yer verilmiştir. İkinci yazı ise Ekim 1998 yılında Yeni Posta Gazetesinde Ozan Ali Resul Güzel tarafından yazılmıştır. Ayrıca talipleri ve sevenleri arasında oldukça ünlü olan bir şiirinede yer vermiştir.

Bir şikayet üzerine Askere alınmak üzere Erzurum’un Aşkale kazasına bağlı Çiftlik nahizesindeki Askerlik şübesine götürülen ozan aynı günün gecesinde kayınları olan Yüzbaşı Vahap Kolbaşı ile kardeşi Yüzbaşı Cafer Kolbaşının araya girmesiyle askerlik yapmadan geri gönderilmiştir. Humanist dünya görüşünden dolayı militerist anlaışa karşı olduğundan akrliğ başlamadan biirmiştir.

Seyitali Dede’nin dört oğlundan biri olan Derviş Yusuf okuma yazma bilmemesi babası ve annesinin üzülmesine neden olmuştur. Birgün babası annesi ile kendi çocukları üzerinde konuşurken Seyitali dede “ oğullarımızdan Derviş İsmail ağalığı, beyliği ve yiğitliği ile kendini her yerde çıkarır. İmam Rıza ise Rüştüye’yi okudu oda kendini her yerde çıkarır. İmam Hüseyin hem zanatçı hem de saz çaldığından ( Kimi görüşlere göre Davut Sularininin müzik hocasıdır) kendini idare eder ama bu Derviş Yusufun durumu ne olur.” Onun bu sohbeti üzerinde karısı ( Şuşe Ana) o gece rüya görür. Rüyasında Derviş Yusuf’un bir nehirin kıyısında oturduğunu ve biğr ermişin onun gırtlağından bir avuç darı döktüğünü görür. Sabahleyin kocasına rüyasını anlatınca kocasıda rüyayı yorumlayıp “Derviş Yusuf çok büyük bir alim olacak ve kimse artık onun önünü alamaz” demiş.

Gerçektende süreç içerisinde Derviş Yusuf  kendi özel çabasıyla hem eski yazıyı hem yeni yazıyı çözerek okuma yazmayı öğrenmiştir. Ayrıca dönemin çok büyük alimleri ile karşılaşmış onlarla hoş dostluklar kurmuştur. Bunların arasında Başköylü Hasan Efendide vardır. Bir sohbetlerinde Derviş Yusuf sigara ile demlenirken sohbbete bulunanlar Derviş Yusuf’a “Dedeciğim siz sizgara içiyorsunuz ancak Başköylü Hasan Efendi sigaradan rahatsız oluyor” Derviş Yusuf da “öyle mi o zaman dışarı çıksın, ben sigaramı içeyim öyle gelsin” onun bu düşüncesinden ne Başköylü Hasan Efendi rahatsız olmuş nede orada bulunanlar.

Derviş Yusuf ile ilgili ilk kayıt 1960’ların ortalarında daha sonraları Varto Belediye Başkanlığıda yapan Nazım Han tarafından yapılmıştır. Ses alıcıyla yapılan bu ilk kayıt ilk ve sondur. Sohbet şiir ve müzik eşliğinde gerçekleştirilen bu kayıtta Nazım Han Derviş Yusuf’a sigarasını sormaktadır. O da “Bu benim yetmiş yıllık arkadaşımdır. Ben onu yakarım o beni yıkar. Ben yetmiş yıllık arkadaşımı nasıl terk edeyim” der. Nazım Han’ın üzerinde titrediği ve Derviş Yusuf’un oğullarına bile vermekten itina gösterdiği bu ses kayıdı, daha sonra yüklü bir para karşılığında Derviş Yusuf’un taliplerinden Almanya da yaşayan İsmail Ergün’e bir kopisini vermiştir. İsmail Ergün çok kereler ısrar etmemize ve istememize rağmen bu kayıttan bir örneğini bize vermemiştir. İsmail Ergün’ün hakka yürümesiyle onun eşinde saklı duran bu kayıt örneğini daha sonra Derviş Yusuf’un tornu Ahmet Dede’nin büyük oğlu Turabi Dede almıştır. Şimdi elimizde bulunan bu kayıt örneği Turabi Dede’den aldığımız örnektir.

Kasettin eski olması ve birbirinden çekilen üçüncü kopi olması sesi oldukça silik bir hale getirmiştir. Ayrıca birçok yerde silinmiş ve ses tam olarak anlaşılmamaktadır.

Derviş Yusuf Alevi Kızılbaş düşüncesini topluma yayarken dünyevi yaşamdan kopmamıştır. Yaşamının her alanında rasyonelizmi esas almıştır. Kendi ruhani yanını öne çıkararak cismani yaşamdan kopan birçok insanla kavga etmek onun şiarı olmuştur.

NÜKTEDAN BOYUTU İLE DERVİŞ YUSUF

Anadolunun çeşitli illerine köy ve kasabalarına dağılan Kureyşanlıların Dersim’in Nazmiyeye bağlı büyük köydür. Büyük köyden kopan Kureyşanlılar sonradan Pülümüre bağlı Kızılbel köyünü kurmuşlar oradanda kopan bir grup kureyşanlı Erzurumun Aşkale kazasına bağlı Tozulca köyünü kurmuşlardır. Tozulcalı olan Derviş Yusuf bir gün ata yurdu olan Kızılbele gider. Oradaki Pirlerde onun akrabalarıdır.

Konuk olduğu günün gece vaktine kadar Kızılbaş Alevi inancı üzerinde sohbet edilir. Derken fikir çatışması ortaya çıkar. Derviş Yusuf kendi inancının merkezine insanı oturturken Köyün Pirleri Evliyacıdır. Evliyacı anlayış bir pir yada ulu tarafından o insanlara bırakılan bir asadır. Bu asa genellikle bir bez içerisine özenle sarılarak korunur ve kutsanır. Aralarındaki tartışma bu eksenlidir. Derviş Yusuf “hiç bir varlığın insandan daha kutsal olmadığını” söylerken. Köyün pirleri Alevilik inancında var olan panteist ögeleri esas alarak evliyanın kutsallığını savunmaktadırlar. Geceleyin Derviş Yusuf’un yatağını Evliya asasının saklı olduğu odada sererler ve böylece Evliyanın Derviş Yusufa esaslı bir ders vereceğine inanmaktadırlar. Derviş Yusuf olayı anlar ama sesini çıkarmaz.

Sabahleyin kalktığında kahvaltıda yine bütün pirler etrafına toplanırlar Derviş Yusuf’un olup biteni öğrenmek isterler. Derler ki
-Derviş Yusuf bu gece nasıl bir rüya gördün?
Derviş Yusuf:
-Vallahi yatmadım ki rüyada göreyim.
Pirler:    
-Neden? Evliya bırakmadı mı?
Derviş Yusuf:
- Doğru gece boyunca yatağımın etrafını bit ve haşare sardı evliyada beni korumak için sabaha kadar o bit ve haşare ile uğraştı onların gürültüsünden uyuyamadım.
Pirlerin hepsi gülmeye başlarlar. Derviş Yusuf ince zekâsı ve nüktedanlığı ile en tasup yüreklere bile nufuz edebiliyordu. Onu birazda ölümsüz kılan bu yanıdır.

Onunla İlgili Yazılanlara Gelince:
Derviş Yusuf
1897 de Erzurumun Aşkale kazasına bağlı Tozulca köyünde doğdu. Küçük yaşta çevresinde duygulu ve ahenkli sesi ile Pirsultan’dan Nesimi’den Genç Abdal ve Harabiden okuduğu nefeslerle dikkatleri çekti. Belli bir olgunluğa eriştikten sonra kendiside şiirler yazan ozan bu büyük ozanlardan doğal bir etkinin boyutlarıı aşmayacak derecede etkilenmiştir.

YUSUF DEDEM

Gölgen ağır dilin sade
“Bir” diyorsun Yusuf Dedem
Erenlerden içtin bade
“Pir” diyorsun Yusuf Dedem

Işık verdin görmez göze
Bin mana katarsın söze
Gönül kapısından öze
“Gir” diyorsun Yusuf Dedem

Sanmam kamil olan uyur
Var Ezeli cana duyur
Nadan olandan uzak dur
“Kir” diyorsun Yusuf Dedem

Alevi kızılbaş edebiyatının en özgün kolu bence şiirlerdir. Kimi Risale, Menaikıpname ve Vilayetnemeleri olayın dışında tutarsak sözlü geleneğin ürünü olan Alevilik kendini daha çok şiirle ifade etmiştir. Halk edebiyatında bir kol oluşturacak kadarda zengindir. Derviş Yusuf Dede bu geleneğin izcilerinden biridir. O kızılbaş Aleviliğin ruhani önderlerinden olmanın yanı sıra ayrıca bir halk ozanıdır. Şiirlerine genellikle Bektaşi felsefesi konu olmuştur. Bu yanıyla belki onu Tekke Zaviye ozanı olarak adlandırmak mümkün ama aynı zamanda hasretliği özlemi ve vakitsiz ayrılığıda şiirlerine işlemiştir bu yanıyla da bir halk ozanıdır. Şeriattın katı kuralcılığına karşı o Kızılbaş Alevi edebiyatının kilometre taşları olan kendi öncülerinin insansever haksever yaklaşımıyla insanlığa eğilmiş bütün insanlığı insancıl öğeler etrafında toplanmaya çağırmıştır.

Derviş Yusuf ile ilgili yazılı alanda bu yazı ilktir. Dergimizin okuyucuları arasında kimi yazar ve araştırmacılarda var. Eğer Derviş Yusuf’un şiirleri bu araştırmacıların dikkatini çekerse ve onunla ilgili araştırmalar yapılırsa kim bilir onun şiirlerindeki duyarlılığın ipuçları nereye kadar uzanmaktadır hepimiz birlikte göreceğiz.

Derviş Yusuf’un küçük kerdeşi İmam Hüseyin de büyük bir saz ustası, ünlü ozan Davut Sulari’nin yetişmesinde büyük katkısı olmuştur. Ozan Derviş Yusuf 1968 yılında Erzyrumun Hınıs Kazasına bağlı Alıkırı (Abdalan) köyünde 72 yaşında iken hayata gözlerini yummuştur. Saygı ile anıyor ve iki şiirini yayınlıyoruz.


1. ARZUHAL

Arzu hal eyledim ol güzel şaha
Lütfedip halimi sorsan olmaz mı?
Azgın yarelerim merhem tutmuyor
Desti kudretinle sarsan olmaz mı?

Sen melhem etmezsen sağalmaz yarem
Tükendi dermanım kalmadı çerem
Sen variken ya ben kime yalvarem
Derdime bir derman versen olmaz mı?

Aldanmışım şu dünyanın fendine
Nefsim beni kul eylemiş kendine
Çekmiş nefsi emaresi bendine
El atıp bendimi çözsen olmaz mı?

Şah nazar eylerse çözülür bendim
Düzelir peymanım düzelir fendim
İyiki sensin benim şahım efendim
Bu kulda benimdir desen olmaz mı?

Nicelerin carına sen yetensin
Nicelerin kollarından tutansın
Fakiri Fazlının borcun verensin
Bizim carımıza yetsen olmaz mı?

Adem ol ey Yusuf kal lazım değil
Biz bizi görelim el lazım değil
Efendim kapına kul lazım değil
Alsan divanında dursam olmaz mı?

2. GÖRDÜM

Sabahtan cemalin gördüm
Yeni açmış güller gibi
Durdum figane başladım
Yaralı büllbüller gibi

Görünce kaşı kareyi
Açtı sinemde yareyi
Derdim derdime çareyei
Baktı geçti eller gibi

Dönüp bakmadı yüzüme
Kulak vermedi sözüme
Yaşların doldu gözüme
Aktı gitti seller gibi

Esme seher yeli gibi
Yıkma bahar seli gibi
Sakin ol sevdiğim sakin
Girilmemiş göller gibi

Derdinden etm eşikayet
Sabredenler bulur necat
Budur gğüzelllerde adet
Bekle daim kullar gibi

Dedim ey keremler kani
Nedir derdimin dermani
Dedi bul kamil insani
Dinle ehli Kullar gibi

Yusuf uuyma her cahile
Düşmeyesin kal u dile
Yetiş bir ehli kamile
Bekle ehli kullar gibi

Ezeli Doğanay  Halk Ozanı Dergisi sayı  3.  Temmuz 1987

İRFAN ŞAİRİ DERVİŞ YUSUF

Halk Edebiyatının ağızdan ağıza yayılan geleneğinin öncülerinden Anadolu Halk ozanları yelpazesinde yerini almış büyük arif ozan ve şair olan Derviş Yusuf’u anmak istiyorum bu yazımda. Derviş Yusuf 1920 – 1980 ( Sevgili Ali Resul 2000 yılında bana uğradığında Derviş Yusuf’un doğum ve ölüm tarihlerini dağru hali ile kendisine vermiştim ancak onun yazısı iki yıl önceden yayınlandığı için düzeltme şansı olmadı. Derviş Yusuf’un asıl doğum ve ölüm tarihleri 1894-1968 ) yılları arasında yaşamıştır.

Erzurum’un Aşkale kazasına bağlı Tozulca köyündendir. Derviş Yusuf tüm yaşamı boyunca çağdaşlığı ve uygar olmayı öğütledi insanlara. O insanların soyu sopu ile değil bıraktıkları ve bırakacakları eserlerle övünmesi gerektiğine inanıyordu. Derviş Yusuf bu nedenlerle sürekli olarak çevresindeki “sözde” alimlerin tepkileriyle karşılaşmıştı. Onlar insanların kafalarını öteki dünya ile tütsülerken o innacı dünyevileştirdi ve karanlığa zülme eşitsizliklere ve adaletsizliklere karşı mücadeleye çağırdı.

O eşitsizliğin ve adaletin Tanrı tarafından emrolunduğunu ama insanların eşitsizliğe ve adaletsizliklere neden olduklarına inanıyordu. En büyük sevdası barış ve adalettin gerçekleşmesi idi. Anadolunun dört bir yanından onu dinlemeye ondan bilgi ve feyiz almaya ve onun karşısında kendini sınamaya alimler gelirdi. 1960 yılında Ali Barut adında bir “alim” kendisi ile tartışırken “ayağını denet at bana Ali Barut derler” deyince Derviş Yusuf hafifce gülümseyerek “Banada Yusuf dinamit derler bilirsin dinamit barutu patlatır” Hoş sohbet güzel ve düşündürücü konuşmaları ile halkın gönlünde taht kurmuştu Derviş Yusuf.

Derviş Yusuf’un şu anda İzmir Çiğli’de oturan oğlu Ahmet Alkan ( Bu bilgiler 1998 yılına ait. Ahmet Alkan 2003 yılında hakka yürüdü) babasının şiirlerini kitap haline getirmek için çalışmaktadır.

Benim bu köşede Derviş Yusuf’u yeterince tanıtmama imkan yok. Kendisine haktan rahmet dileyerek  Ruhu şad olsun diyorum. Kendisini tanıyan ve tanımayanlar için bir şiirini buraya alıyorum.

Ali Resul Güzel. Yeni Posata Gazetesi Ekim 1998

Derviş YUSUF Şiirleri

ALİ EBAYE

Arzuhal eyledim şahlar şahına
Bağışla zümreyi Ali ebaye
Bakma isyanıma pür günahıma
Bağışla zümreyi Ali ebaya

Beni mağlup eden nefsi emare
Acizim fakirim kaldım be çare
Mürüvet eyleyip bizi kurtare
Bağışla zümreyi Ali ebaya

Aciz kaldım yalim nefsin elinden
Cüda düştüm erenlerin yolundan
Elimden dilimden zalim belimden
Bağışla zümreyi Ali ebaya

Sabreyle ey Yusuf gözle ihsani
Sabredenler bulur feyzi ramani
Dilinde zikreyle şahı merdanı
Bağışla zümreyi Ali ebaya

ZAZACA
 
Heya vace tariyo tariye şaniyo
Ez dertliyan dertliye to meymani
Koyti mende ikrarliye kalıkemın mahmut Xani
Bıbe waire bavo bovo be ne seyani

Heya bawo van be ronişiye mın levede
Xele geremın este kenu pede
Lelawo welato xeribı sultan Duzgın çetınke tı bı deste xo gırede
Bawo vace bıde hawari dı aspari veciyayi

Çımemı gınara gıre mamudi bı ne sevexo serde
Heya vace zeremın eserde tı be ronişiye dest berze gırani verde
Koyti menda Sultan Dızgın etka welato xeribo tı ruyezo bıçarne ma serde
Bowo persbıke ne vele çeytexo xo berzo kamci siye

Koytı mende ikrarliye hewşe tozılciye
Welati xeribde seyanexore wayir bıveciye
Zeremın hesero umıdemın çımemın oncina rayedero
Bıra mın bere vere çeberi Aspare qırı defe bı nınge hardra kero
Defe bero selam bıdo wayiren bıkero

EHBİBEYTE

Ne kadar derdin var ise
Ağlayalım Ehlibeyte
İşin ah ile zar ise
Ağlayalım Ehlibeyte

Ehlibeytin macerası
Her yürekte var yaresi
Göz yaşı onun çaresi
Ağlayalım Ehlibeyte

Görmedin mi şah Hasanı
Nuş etti agı tasını
Eli kınalı Kasımı
Ağlayalım Ehlibeyte

Bütün Mömin yasta idi
İmam Zeynel hasta idi
Ali Ekber su istedi
Ağlayalım Ehlibeyte

Şahım Abbasa buyurdu
Fırata suya gönderdi
Kollarını orda verdi
Ağlayalım Ehlibeyte

Hüseyin meydane geçti
Yezitler başına uçtu
Heymegah şivana düştü
Ağlayalım Ehlibeyte

Xeymegaha oldu baskın
Ol kafir yezidi be din
Hani ne oldu Abisin
Ağlayalım Ehlibeyte

Kesti İmam başlarını
Döktü gözde yaşlarını
Zeynep yoldu saçlarını
Ağlayalım Ehlibeyte

Esir götürdüler şama
Koydular bir ıssız dama
Mömünler girdi mateme
Ağlayalım Ehlibeyte

Şol Yusuf’i biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Böyle bulmuşlar çareyi
Ağlayalım Ehlibeyte

AŞIK

Aşıq were em buxinin dersan
Özün ayır jı nekesan
İki sensın kese bekesan
Çoktur axır zamanın var

.....        tı jı cemalan
Keram te je kemalan
Aşık vere tu xeyalan
Şirin şekır zıvanım var

Zıvanım var kew kasıni
Hesen jı boy Huseyni
İmam Rıza Bakır kine
Bı divan ve divanım var

Muhammed Taki ne haldır
Bakır Askeri arı baldır
Ma mehdiyle ew yek yardır
Bilki ondan gümanım var


ZAZACA BİR DÖRTLÜK

Harde Medina perskena hardede weşo
Zeynebe wana be na caan camerde meşo
Vano euro tedbirema navo kaderema amo reso
Be ma zerara verecerime va şahe kerbelayi bero tengamade bıreso

GÖÇERİM (*)

Göçerim göçerim ben inanmazdım
Birden gerçek oldu göçtü sevdiğim
Sabahtan kalkarken yar yar göçüm kapıda
Aldı bir hayal beni göçtü sevdiğim

Çift pınar yaptırdım sular akmadı
Çok yuva bekledim yavrum çıkmadı
Gitti kömür gözlüm dahi bakmadı
Ahirette görüşelim kurban sevdiğim

Bir ok attım karlı dağlar ardına
Gitti değdi nazlı yarin yurduna
Oda yanar bende yanam derdime
Ahirette görüşelim  kurban sevdiğim

Gezdiğim yerleri bir zaman söyler
Göğsüme geçerken ah u vah eyler
Çok tuz ekmek yedik sen helal eyle
Ahirette görüşelim  kurban sevdiğim

Birçare Yusuf’um elaman aman
Sürdük sefasını hayli bir zaman
Gitti sevdiceğim dahi bulamam
Ahirette görüşelim  kurban sevdiğim


(*) BU ŞİİR KİMİN Pir Sultan Abdal’ın mı  yoksa Derviş Yusuf’un mu?

Aşağıda listesini vereceğim Pir Sultan ve Pir Sultan Abdal ile ilgili çalışmaların hiç birinde bu şiire rastlamadım. Ne yazık ki Derviş Yusuf öldüğünde ben 2 yaşımdaydım. Dedem olmasına rağmen onu o yaşta anlamam mümkün değildi. Ancak Derviş Yusuf’un büyük oğlu olan babam’dan bu deyişi çok dinledim. Babam bu deyişi okurken bazen şah beyitinde Pir Sultan Abdal mahlasını zikrederdi bazende Biçare Yusuf ismini zikrederdi. Şaşırmıştım şiir kime aitti?  

1.    Anadolu Aleviliği ve Pir Sultan Abdal. İrne Melikoff. İlhan Başgöz. Nejat Birdoğan. Fuat Bozkurt. Esat Korkmaz. Ali Yıldırım.Fransa Alevi Birlikleri Fedrasyonu Yayınları. 1998
2.    Pir Sultan Abdal Yaşamı ve Şiirleri. Haz. Ahmet Köklügiller. Serhat Kitap Yayın Dağıtım. İstanbul. Tarihsiz.
3.    Pir Sultan Abdal. Yaşamı ve Bütün Şiirleri. Öner Yağcı. Gün Yayınları 1996 İstanbul.
4.    Pir Sultan Abdal. Sebahattin Eyüboğlu. Azra Erhat. Atilla Özkırımlı. Asım Bezirci. Cem Yayınev. İstanbul Tarihsiz.
5.    Pir Sultan Abdal. Orhan Ural. Ant Yayınları  İstanbul 1990
6.    Pir Sultan Abdal Divanı. Ant Yayınları  İstanbul 1994
7.    Pir Sultan. Yaşamı Kişiliği Sanatı Bütün Şiirleri. Say Yayıncılık 1986 İstanbul.
8.    Pir Sultan Abdal. Abdulbaki Gölpınarlı. Pertev Naili Boratavlı. Der Yayınları 1991 İst.
9.    Pir Sultan Abdal. Birgün Gaz. İst. 2004
10.    Pir Sultan Abdal. Mehmet Bayrak Yorum Yayınları . Ankara. 1986
11.    Pir Sultan Abdal. Bir ozanın içevreninde gezintiler. İsmet Zeki Eyüboğlu. Geçit Kitapevi. İst. 1991
12.    Pir Sultan Abdal. Yaşamı Sanatı Şiirleri. Ali Yıldırım. Ayyıldız Yayınları. Ank. 1994
13.    Pir Sultan Abdal. Battal Pehlivan. Alev Yayınları. İst. 1993.
14.    Pir Sultan Abdal. Bütün Şiirleri. Akvaryum Türk Klasikleri. Akvaryum Yay. İst. 2007
15.    Pir Sultan Abdallar. İbrahim Aslanoğlu. Erman Yayınevi. İst. 1984
16.    Osmanlı Gizli Tarihinde Pir Sultan Abdal ve Bütün Deyişleri. Ali Haydar Avcı. İst. 2006
17.    Pir Sultan Abdal.Mehmet Fuat. De Yayınevi. İst. 1977
18.    Pir Sultan Abdal. Selami Münir Yurdatap. Eski Matbaa. İst  1976
19.    Pir Sultan Abdal.Cahit Öztelli. Milliyet Yayınları. İst. 1971
20.    Pir Sultan Abdal. Cemal Anadol. Beyaz Balina Yayınları. İst. 2001

Daha önce kimi yazılarımda bu çalışmalardan söz etmiş kaynak göstermiştim. Ancak Dervi Yusuf’un bu şiirini oğlu Ahmet Dede’den Pir Sultan Abdal mahlasıylı okuyuşuna tanık olunca Pir Sultan ve Pir Sultan Abdal ile ilgili bu çalışmaları tekrar baştan sona kadar inceledim ancak söz konusu şiire rastlamadım. Bu çalışmalar içinde İbrahim Aslanlıoğlu’nun çalışması özellikle Pirsultan Abdalları bir birinden seçerek şiirlerini ayrı ayırı incelemiş. Onun çalışmasında ki 1. Pir Sultan 2. Pir Sultan Abdal. 3 Pir Sultan’ım Haydar. 4 Pir Sultan Abdal (Halil İbrahim) 5. Abdal Pir Sultan. 6 Pir Sultan Abdal (Aruz Şairi) adlı 6 tane Pir Sultan geleneğini oluşturan ozanların şiirlerini tekrar gözden geçirdim ancak (Göçerim ) şiirin izine rastlayamadım. Ayrıca Aslanlıoğlu kitabının son bölümünde “Pir Sultan’a ait olmayan Şüpheli Olan Deyişler” ve “Pir Sultan Abdalların olmayan Deyişleri” diye de bir bölüm eklemiş bu bölümde de bu geleneğin izcilerine ait olmayan ancak süreç içerisinde onlara mal edilen şiirleri incelemiş. O şiirler içerisinde de “Göçerim” şiirine rastlamadım.  

İstanbul Sarıgazi’de oturan ve Derviş Yusuf’un hem köylüsü hemde talibi olan şu anda 65 yaşının üzerinde olan Rıza Keser’e bu şiirin kime ait olduğunu sordum. Rıza Keser Derviş Yusuf’un köydeki bütün cemlerine katılmış inançlı bir talibidir.  Onun verdiği yanıtta bu şiirin Derviş Yusuf’a ait olduğudur. Rıza Keser: “ Ana Bacı (Derviş Yusuf’un karısı) hakka yürüdüyünde Piro Dewırsıf (Derviş Yusuf’un Kürtçe telefuzu) o gün eline sazı alarak ölen eşinin üzerine bu deyişi söyledi. Dikkat edersen ikinci kubbede Piro diyor ki ‘ Çift Pınar Yaptırdım Suyum Akmadı’ o çift pınarda anlatmak anlamı ise  iki oğlu olan Piro Hemet ( Pir Ahmet’in Kürtçe telefuzu) ile Piro Bavo (Pir Baba’nın Kürtçe telefuzu) dur. Derviş Yusuf’un iki oğlu var birinin adı Ahmet ikincisinin adı ise Mehmet’dir. Ancak talipleri arasında daha çok Piro BAVO lakabı ile tanınır.  

Pir Sultan Abdal geleneğini oluşturan Şairler genellikle şiirlerinin örgüsünü Kızılbaş-Şii karışımı  bir inenç üzerinde oturtmuşlar. Şia kaynaklı olan 12 İmam anlayışı Sefavi Devletinin ünlü hükümdarı Şah İsmail ile birlikte Anadolu Kızılbaşlığına girmiştir. Bilindiği gibi Şah İsmail aynı zamanda ünlü bir ozandır Hatayi mahlası ile şiirler yazan bu ozan Anadoluda yetişen bir çok ozanı düşünce ve duygu olarak etkilemiştir. Anadolu Kızılbaşlığının şiirsel düzlemdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Pir Sultan’ların bundan etkilenmemeleri olası değildi. Düşünsel bağlamda kızılbaşlıkta sağlam bir duruş sergileyen Pir Sultan’lar sanatsal anlamda da  özelde bir zümrenin (Kızılbaşlığın) genelde de ise bütün halkın sesi olmuş Anadolu’da Osmanlıya karşı dik duran bozkırın yayan meşalesi olmuştur.

Aruz Şairi olan Pir Sultan Abdal dışında diğer bütün Pir Sultan Abdallar halk şiiri vezni olan hece ölçüsüyle şiirlerini yazmışlar. Bu ölçü genellikle 7. 8 ve 11’lidir. Pir Sultan Abdalların dili karmaşık değildir akıcı ve yalındır. Kimi didaktik şiirleri olmakla birlikte genellikle lirik şiirler yazmıştır. Şiirlerinde kullandığı Uyak Redif ve kafiyeleri yerli yerine oturtmuştur. Gerek sabit uyaklarda gerekse döner uyaklarda  bir karışıklık yoktur. Ayrıca hece ölçüsünde de tam ölçüyü kullanmış fazlalık ve eksikliği yoktur.

Söz konusu şiirde dikkat edilirse, asıl şiirin yazılış veya söyleniş amacını anlatan ikinci dize “göçtü” uyağı üzerine kurulmuştur. Doğal olarak Tekke ve Zaviye Şiiri’nin 11 hece ölçüsüne göre yazılan  bu deyiş’in bütün son dizeleri “göçtü” uyağı olması gerekirken ikinci dörtlüğün ve diğer bütün dörtlüklerin son dizeleri farklı bir uyakla yazılmıştır. “Ahirette görüşelim (ezgi eşliğinde bu deyiş kurban sözcüğü eklenerek okunuyor.) sevdiğim.” Aşırı duygusal yoğunluk içinde yazılan bu deyiş’in Derviş Yusuf’un olma ihtimali çok daha fazladır.

Ahmet Dede’nin Pir Sultan Abdal mahlası ile bu şiiri okuma yanılgısı nerede başlıyor? Bu yanılgı sadece Ahmet Dede’ye ait değil bir çok halk edebiyatı uzmanı bile bu konuda yanılgı içinde olduğuna göre Ahmet Dede’nin yanılgısını hoş görmek gerek. Örneğin:

Abdal Musa’nın şu şiiri Pir Sultan’a mal edilmiş.

Haktan emir oldu dünyaya geldim
Gözüm açtım mail oldum o burca
Arif olduk hak kelamın söyledim
Elif kaldım dal yazıldım o burca.

Hatayi’nin şu şiiri Pir Sultan’a mal edilmiş.

Gece gündüz arzumanım kerbela
Geldim gaziler imam aşkına
Serden başka benim sermayem yoktur
Verelim gaziler imam aşkına

Hatayi’nin bir başka deyişi:

Çıkıp yerden göğe bina kuranlar
Ali ile Muhammedin aşkına
Melekler misali secde duranlar
Ali ile Muhammedin aşkına

Ahmet Sarban’ın  şu şiiri Pir Sultan’a mal edilmiş.

Lamekan elinden misafir geldim
Bu fena mülküne bastım kademe
Nerenin selamın getirdin dersen
Elestü bezminden geldim bu deme

Derviş Ali’nin şu şiiri Pir Sultan’a mal edilmiş.

Allahım Allahım cömert Allahım
Allah muhannete muhtaç eyleme
Ya ver kısmettimi ya al canımı
Allah muhannete muhtaç eyleme

Kul Himmet’in şu şiiri Pir Sultan’a mal edilmiş.

Allah Allah deyip yola gidenler
Dilinden mabudu koyma divane
Ayağın kayarsa kusuruna say
Sakın hiç kimseden bilme divane

“Hudey Hudey Dudey yaralar beni” şiiri ile oldukça tanına Sıdkı Baba’nın şu şiiride Pir Sultan’a mal edilmiştir.

Gelin canlar bir olalım
Münküre kılıç çalalım
Hüsey’in kanın alalım
Tevekeltü taalallah

Konunun daha iyi anlaşılması için birer dörtlükleri ile aktardığım bu deyişlerin tümü Pir Sultan’a mal edilmiştir ve daha niceleri Kemter, Teslim Abdal, Mihmani, gibi daha bir çok ozanın şiirleri Pir Sultan’ın sanılmış ve öyle okunmuştur. Bu konudaki Edebiyat tarihçilerinin araştırmaları yoğunlaştıkça hangi şiir deyiş nefes kime ait olduğu ortaya çıkacaktır.

Dolayısıyla bu şiir Pir Sultan Abdallar’ın değil Derviş Yususf’undur kanısı bende daha ağır basmaktadır. Yinede son sözü bu konudaki uzman tarihçilere bırakmak gerekir.