ÇÖZÜM HER ZAMANKİNDEN DAHA YAKIN
Haşim Kutlu-Kızılbaş Meydanı
Gerek son günlerdeki gelişmeler gerekse bu gelişmelerin önümüzdeki günlerde ortaya çıkaracağı sonuçlar; öyle anlaşılıyor ki, sadece Kürt Özgürlük Hareketi bakımından değil özellikle demokrasi dinamiklerinin başında yer alması gereken Demokratik Alevi Hareketi başta olmak üzere bir tekmil demokrasi ve özgürlük dinamikleri açısından da son derece yakıcı geçecek. Kuşkusuz, sürece başından beri hazırlıklı olanlar, süreci çözüm doğrultusunda sıkıştırmakta ve aşmakta da zorlanmayacaklar. Tabi ki hazırlıklı olmayanı ise ne zaman ne de zemin beklemeyecektir.
Cumhuriyetin başından beri temel bir demokrasi dinamiği olarak Alevilerin, yeniden örgütlü bir güç olarak tarih sahnesinde yerini aldığı; ağırlıklı olarak 1990’lı yılların başından beri kaderinin Kürt ulusal hareketiyle sıkı sıkıya bağlı olduğunu, bu perspektifi doğru kavraması ve bundan zerre kadar gözünü almaması gerektiğini sürekli olarak yaza geldim. Özellikle karanlık savaşın Alevi örgütlenmesine dönük yürüttüğü politika ve uygulamaların bir sonucu olarak karşıma çıkan, Alevi hareketinden dışlanma, olmuyorsa ilişkisiz kılma, gibi bir dizi probleme karşın, pratik olarak da bunun gerçekleşmesi, yaşama durması için çaba sarf ettim. Sivas Katliamının protesto edileceği 2 Temmuzu önceleyen günlerde de yazdım. Bu protestonun, yan yana olması gerekenlerle birlikte olmasının beklentimin esasını oluşturduğunu belirtim. Alevi Hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi, Emek Hareketi, Kadın Hareketi ve diğer demokrasi dinamikleri o gün ülkenin her yanında birlikte haykırdılar. Demokratik Alevi Hareketinin yöneticilerinden, her zaman olduğundan daha doyurucu ve umut verici açıklamalar geldi. Doğrusu, demokrasi ve özgürlükler adına daha çok umutlandım.
Kürt Özgürlük Hareketinin günlerdir ısrarla „Kürt sorununda Demokratik çözüm“ için karşılıklı olarak silahların susturulması ve çözüm için Kürt Halkının örgütlü güçleriyle diyalog kurulması yönündeki istemleri, sonuç vermeye başladı. Birçok nedenle sıkışan, Asker vesayetindeki devletin zirvelerinde konu bir biçimde görüşülmeğe başladı. Seksen yıllık inkar ve imha siyaseti üzerine bina kurmuş keyfilik ve indilik, kendi sınırlarının sonuna dayanmış durumda. Kuşkusuz, bütün inkârdan gelinenlerin, özgürlükçü, eşitlikçi bir anayasal düzendeki yerlerini alabilmelerine dönük inşanın yaşam bulması hiçte kolay değildir ve Devlet ve hükümet olarak böyle bir sürece girildi demek istemiyorum. Amacı ve içeriği netleşmese de artık sorunun görüşüldüğü anlaşılıyor.
Aslında, böylesi alt üst edici toplumsal sorunların kendini dayattığı süreçler, böyle bir politikayı sürdürebilecek bir siyasal kadroyu, bir siyasal inisiyatifi zorunlu kılar. Bu günkü açmaz burada. İnkar ve imha zemininde kurulmuş tekçi Türkiye Cumhuriyetinin aynı kadroları, dahası, son 30 yıldır süre gelen kirli savaşın temel aktörleri, şimdi bu zeminin değişmesinde, barışçı ve demokratik çözümünde de devrededirler!. İstedikleri için değil. Öncelikle Kürt Ulusal dinamiği başta olmak üzere iç demokrasi dinamikleri tarafından sıkıştırıldığı için devrededirler. Dış koşullar ve yine bu bağlamda Ortadoğu ve ülkemizi kuşatan global sorunlar böylesi bir sonu zorladığı için devrededirler. Ne ki, söz konusu kadronun aynı konularda bir çok kez kendini ortaya koyduğu gibi bu kez de sorunu en ucuz yoldan ve kendi çözümsüz zeminlerinde çözmeye kalkışma olasılığı yüksektir ama çözüm isteyen karşıt faktörlerde bu gibi olasılıklara karşı artık donanımlıdır..
AKP hükümeti, tıpkı Kürt sorununda bu güne dek gösterdiği, Kürt özgürlük mücadelesinin temel iradelerini dışlayan, onlarsız sözde çözüyor gözükmesi örneğini Alevi sorununda da sergilemiştir. Ne zaman kendisini sıkışmış görürse bu her iki konuyu gündeme taşımıştır. Ne zaman kendisine yönelik bir tehditle karşılaşsa, duruma ve önem derecesine uygun olarak Kürt yada Alevi sorunun üstüne binmeye ve tehditleri bertaraf etme hesabı içinde olmuştur.. Bunlar artık herkesin bildiği konulardır.
Geldiğimiz aşamada ise bütün bu gidip gelmeler, pragmatik ahlakın ortalığı kirlendirdiği şu aşamada varabileceği sona kadar varmıştır. Tıpkı Kürt Özgürlük hareketinin üst üste geliştirdiği demokratik hamleler sonucunda yarattığı baskılanma, Hükümetin bir süredir Cumhurbaşkanlığı katlarından başlayan çözüm reflekslerini göstermesine benzer bir şekilde, Demokratik Alevi Hareketi de komplekslerinden arınmalı ve devreye girmelidir. Baskıyı artıracak demokratik eylemliliğini bir yandan artırırken bir yandan hem genel olarak Demokrasi sorunlarının çözümüne hem de Alevi sorunun çözümüne ilişkin programlarını tartışmalı tartıştırmalıdır. Açıkça söylemem gerekiyor, Şu „Alevi Çalıştayı“ adı verilen sözde çözüm çalışmasını da elinin tersiyle itmelidir.
„Çalıştay“ denen çalışmanın daha ikinci toplantısında, perşembenin değil Cumanın gelişinin nasıl olacağı anlaşıldı bana göre. Alevilerin sözcüleri bir biçimde dışlandığı gibi son derece edepsizce, adeta konu esasından saptırılmak, başka noktalara çekilmek istenircesine, hakaretamiz ithamlar (Mümtazer Türköne örneği) ortalığı kapladı.
Toplantının üçüncüsü ise Ağustos ayında düşünülüyormuş ve bu toplantıda da İlahiyatçılar çağrılacakmış. Ne Özerkliğine ne de Özelliğine öteden beri tahammül edemeyen Devletin, Aleviliği de Alevileri de devletleştirme isteğinin yabancısı olduğumuzu sanmıyorum. Hele de bu aşamada. Gerçekten çözüm isteyen iradenin her şeyden önce, bu sevdasından vazgeçmesi gerekiyor. Bunun içinde öyle gösterişli, bilmem kaç aşamalı „Alevi Çalıştayı“ gibi formatlara hiç gerek olmamaktadır. Çözümde samimiyet, özlü bir özeleştiriyle birleşecek, mevcut Alevi örgütleriyle ve gerçek makam sahibi dini-moral önderlikleriyle görüşmek, başlangıç için yeterlidir. Hiç olmayacak iş ise Alevilerin sorununu sanki teolojik bir sorunmuş gibi görme ve gösterme çabasıdır. Alevilerin sorunu, kendileri isterse kırk parça gibi gözüksün, teolojik değil demokratiktir. Yani demokratik haklar ve özgürlükler sorunudur. Sorunun esasını gözlerden kaçırmanın yolu ise onu teolojik alanda tartışmaya sokmaktır. „Devlet Toplumu“ Sünniliğin ilahiyatı ile ilahiyat bürokratlarıyla ya da uzmanlarıyla Aleviliğin ve Alevi sorunsalının ne ilişkisi olabilir!
Devletin hiç bir şekilde karışmaması gereken bir konuya el atmak, Cumhuriyetin başından beri laik ve demokratik olmamasının handikabıdır ve vazgeçmediği bir konudur. Zaten İslam’ın başından beri „Devlet Toplumu“ olarak var olagelen Sünniliği de aynı bağlamda ele aldı ve müdahale etti. Onun bu geleneksel özelliğinden yararlanarak daha geri bir zeminde cumhuriyet kılıklı devletin sünnisi haline getirdi ama Alevilerin bir kısmını istismar yoluyla Cumhuriyetçileştirerek devletleştirse de genelini yapamadı. Ama başından beri bu sevdasın da vazgeçmedi. Bu nedenle de ne demokratikleşti ne de laikleşti.
Alevilerin, bu nedenle, bu tarz yürütülecek sözde çözüm platformlarını ellerinin tersiyle itmeleri gerekmektedir. Kendi örgütlü güçlerinin bizzat taraf olarak katıldığı, gerçek bir çözümü ve diyalogu zorlamalıdırlar. Zorlayan demokrasi güçleriyle örneğin başat bir şekilde demokratik çözümü zorlayan Kürt özgürlük hareketiyle her zaman olduğundan daha güçlü yan yana olmalıdırlar. Örgüt yönetimlerinden şu veya bu şekilde gelebilecek savsaklamalara aldırış etmeksizin, bizzat Kürt Özgürlük Hareketi de Alevi hareketiyle daha güçlü dayanışma içine girme çabasını sarf etmelidir.
Alevilerin örgütlü güçleriyle birlikte güncelin yakıcı baskılanması altında yapmaları gereken bir şey daha var. Şöyle var; Cumhuriyetin anayasal düzeninin, başından beri sorunların temel kaynağı olan, „değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilemez“ hükümlerinin azgın bekçisi CHP ve onun açığa düşmüş vicdanı MHP gibi partilerden de yüzlerini çevirmelidirler. Kendini kandırmanın sonu yok ama sorunların kendini kandırmaya artık tahammülü yok.


